Uykunun düşmanı çok

İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim, Araştırma Hastanesi Uyku Merkezi Sorumlusu Dr. Zeynep Zeren Uçar, psikolojik nedenlerin yanı sıra 84 değişik hastalığın uyku bozukluğuna neden olduğunu bildirdi. Uçar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanede Temmuz ayında hizmete giren Mesut Onurlular Uyku Bozuklukları Merkezi'nde 28'i kadın 43 erkek hastaya ''polisomnografi-uyku çekimi'' yapıldığını belirtti. Uyku Merkezi'nde, uykusuzluk, uykuda solunum yolu tıkanması (uyku apnesi), horlama, gündüz aşırı uyku hali ve pek çok uyku probleminde, göğüs hastalıkları, nöroloji, psikiyatri ve kulak burun boğaz uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından uluslararası standartlara uygun hizmet sunulduğunu kaydeden Dr. Uçar, uyku polikliniğine de bu sürede yaklaşık 200 kişinin başvurduğunu söyledi. Ayda yaklaşık 40 hastaya hizmet verilebilen merkezin, hayırsever Sermin Nurlular tarafından merhum eşi Mesut Onurlular adına donatıldığını anlatan Dr. Zeynep Zeren Uçar, ev konforunda hizmet verilen 2 yataklı merkezde, hastaların dijital polisomnografi ve
senkronize video kayıt cihazıyla muayene edildiğini dile getirdi.

Dr. Uçar, şöyle dedi: ''Beyin dalgaları, göz hareketleri, kas hareketleri (bacak ve çene), solunum hareketleri (göğüs, karın), solunan hava miktarı, kandaki oksijen düzeyi, nabız, kalp grafisi, horlama ve nefes durması miktarı izlenmekte ve kaydedilmektedir. Ertesi sabah kişi videodan nefes durması ve horlama şiddetini izleyebilmektedir. Geçici ve uzun süreli uykusuzluk çekenlere öncelikle ilaç ve davranış tedavisi önerilmekte, uykuda periyodik hareket ve solunum bozukluğu düşünülen durumlarda uyku kliniğine yatırılarak, tetkik ve tedavi edilmektedir.
Merkezde Salı ve Perşembe günleri poliklinik hizmeti veriliyor. Hafta içi her gün 20.00-08.00 saatleri arasında polisomnografi (uyku çekimleri) yapılıyor.''  Uyku bozukluklarının yalnız psikolojik nedenden kaynaklanmadığını, 84 değişik hastalığın uyku bozukluklarına neden olduğunu ifade eden Dr. Uçar, toplumda, uykuda yüzde 40 oranında horlama, yüzde 5 de solunum durması görüldüğünü dile getirdi.

En Tehlikelisi Uyku Apne Sendromu

En tehlikeli uyku bozukluğunun uyku apne sendromu olduğunu dile getiren Dr. Zeynep Zeren Uçar, şu bilgiyi verdi: ''Uykuda nefes durması gece boyunca kanda oksijen düzeyini düşürüp, felç, kalp krizi, kontrol edilemeyen hipertansiyon ve şeker hastalığına neden olabilmektedir. Bu hastalık toplumda neredeyse şeker hastalığı kadar sık görülmektedir. Tanı konamamış 2 ile 4 milyon hasta olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca uyku bozukluklarının yüksek oranlarda trafik ve iş kazalarına neden olduğu anlaşılmıştır.'' Gece uykusuzluk çekenler, uykuya dalamayanlar, uykuyu sürdüremeyen, sık uyananlar, gündüz aşırı uykululuk hali olanlar, uyku
atakları yaşayanlar, çok uyuduğu halde dinlenemeyen, horlaması ve gece uykuda nefes durması olanlar, bacaklarında tarif edemeyeceği huzursuzluk, ağrı, uyuşma nedeniyle uykuya dalamayanlar, gece  terlemesi olanlar ve gece sık tuvalete çıkanların bir uyku bozuklukları merkezine başvurması gerektiğini belirten Dr. Uçar, yüksek uyku bozukluğu riski taşıyan kişilerin uyku apnesi tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını bildirdi.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Soya Fasulyesi'nin sağlığa etkileri...

ABD'deki Karmanos Kanser Enstitüsü'nden Prof. Dr. Ömer Küçük, ABD'de saç dökülmesi ve cildin gençleşmesi tedavilerinde kullanılan soya fasulyesinin, kemoterapi hastaları ve menopoz dönemindeki kadınlarda da olumlu etkilerinin saptandığını bildirdi.

Karmanos Kanser Enstitüsü'nden Prof. Dr. Ömer Küçük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser tedavisinde son yıllarda büyük buluşların yaşandığına işaret etti.

Prof. Dr. Ömer Küçük, kanser tedavisi ile ilgili hayvanlar üzerinde yürütülen klinik araştırmalar sırasında, soya fasulyesinin kemoterapi ilaçlarının olumlu etkisini daha da güçlendirdiğinin belirlendiğini kaydetti. Prof. Dr. Küçük, soya fasulyesi kullanımında herhangi bir yan etkinin de görülmediğine dikkati çekerek, şöyle konuştu: ''Soya fasulyesinin kemoterapi öncesinde, hayvanlar üzerinde yaptığımız araştırmalar, daha da sevindirici sonuçları ortaya koydu. Hasta hayvanlarda kemoterapi öncesinde soya fasulyesi kullanımı sonucunda yaşam süresi 4 haftadan 8 haftaya çıkartılmıştır. Bu inanılmaz bir olay. Özellikle son zamanlarda soya fasulyesi, ABD'de saç dökülmesi ve cildin gençleşmesi tedavilerinde kullanılmaya başlandı. Tablet haline de getirilen soya, menopoz dönemindeki kadınlar ve kemoterapi hastalarına uygulanıyor. Soya fasulyesi, menopoz dönemindeki kadınların sıcak basmasını önlediği gibi kadınların kemik erimesini de yavaşlatıyor.''

Soya fasulyesinin yararlarının Türkiye'de de araştırıldığına vurgu yapan Prof. Dr. Küçük, Fırat Üniversitesi ile yapılan araştırmanın deneysel aşamasının bittiğini ve sonuçların analiz bölümüne geçildiğini söyledi.

Prof. Dr. Küçük, Fırat Üniversitesi'nde ortak yapılan araştırmanın sonuçlarının, Türkiye'de kanser tedavisi başta olmak üzere birçok hastalığın tedavisine ışık tutacağını belirtti.

Soya üretimi arttırılmalı...

Prof. Dr. Ömer Küçük, ABD'de Tarım Bakanlığı'nın soya ürünlerinin kullanılmasını teşvik ettiğini belirterek, yemeklerde et yerine soya ürünleri tüketiminin giderek arttığını bildirdi. ABD, Brezilya, Arjantin ve Çin'de soya fasulyesi üretiminin arttığına, önümüzdeki günlerde ciddi bir sektör oluşturacağına da dikkati çeken Prof. Dr. Ömer Küçük, Türkiye'de de soya üretiminin artırılması gerektiğini söyledi.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

En son ne zaman sigarayı bırakmaya karar verdiniz?

Yeni yıla girerken mi yoksa doğum gününüzün ertesinde mi? Siz de sigaradan kurtulmanın yollarını arayan ancak bir türlü başarılı olamayanlardansınız? Üstelik sigaranın nefes alışlarınızı zorlaştırdığının, sivilce yaptığının, nefesinizin kötü kokmasına neden olduğunun ve tüm bunların yanısıra bütçenizi de sarstığının farkındasınız. Ancak yine de her defasında sigarayı bırakacağım diyerek yola çıkmanıza rağmen ondan bir türlü kurtulamıyorsunuz.
Bilimadamları nikotinin, beyindeki arzu ve istek bölgesini etki altına aldığını ifade ediyor. Bu da bir sebep tabii ki... Ancak birçok sigara tiryakisinin asıl problemi nikotin düşkünlüğünden çok sigaraya ruhsal açıdan bağımlı olmak. Sigara günlük hayatlarının vazgeçilmez bir parçası… Öğleden sonraları kahve içip sohbet edenlerin vazgeçilmezi olan sigara akşamları da bir bardak şarap ile büyük keyif veriyor hiç kuşkusuz. Yemek sonrasında, otobüs beklerken veya stres altındayken “olmazsa olmaz”ların arasında yer alıyor. Ancak sigarayı hayatınızdan çıkarmak ve “onsuz da olunabilineceğini” göstermek için çok fazla gerekçeniz ve yönteminiz var. Hipnoz, davranış terapileri, akupunktur… Üstelik günümüzde sigarayı bıraktıracak veya nikotin bağımlılığını yok edecek spreyden sakıza, bantlı yapıştırıcılara kadar birçok ürün piyasada mevcut.
Bu yöntemlerin en uygun olanını seçmeli ve yavaş yavşa da olsa ilerleme kaydedene kadar uygulamalısınız. Yapılan araştırmalar sigara tiryakilerinin ancak üçüncü veya sekinci denemede sigaraya olan bağımlılıklarından kurtulabildiklerini gösteriyor. Bu nedenle sigarasız bir yaşam yolunda en önemlisi pes etmemektir! Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Sağlıklı gıda tüketiminin 5 anahtarı

Sağlıklı gıda tüketiminin 5 anahtarı, “temizlik, doğru pişirme, uygun şartlarda saklama, çiğ-pişmiş gıda ayırımının doğru yapılması ile taze ve sağlıklı hammadde temini” olarak sıralanıyor.

Gıdaların 70 derecede pişirilmesi tüketim için uygun bulunuyor. Çiğ gıdaların hazırlanmasında kullanılan bıçak ve kesim tahtalarının mutlaka ayrı olması gerekiyor. Gıdaların çok uzun süre buzdolabında saklanmaması, donmuş ürünlerin oda sıcaklığında çözdürülmemesi tavsiye ediliyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün (KORGEM) hazırladığı broşüre göre; sağlıklı gıda tüketiminin ilk şartı, gıdaları hazırlamaya başlamadan önceki kişisel temizlik... PİŞMİŞ GIDALARLA ÇİĞ GIDALARIN AYRILMASI GEREKİYOR
Gıdaların hazırlanma aşamasında taze et, kanatlı et ve deniz ürünlerinin diğer gıdalardan ayrılması gerekiyor. Özellikle çiğ gıdaların hazırlanmasında kullanılan bıçak ve kesim tahtalarının mutlaka ayrı olması gerekiyor.

Ayrıca, hazırlanmış gıdalar ile çiğ gıdaların birbirinden ayrılacak şekilde kapalı kaplarda saklanması gerekiyor. Çünkü, çiğ gıdalar özellikle et, kanatlı et ve deniz ürünleri ile bunların suları tehlikeli mikroorganizmalar içeriyorlar. Bu mikroorganizmalar gıdaların hazırlanması ve saklanması sırasında diğer gıdalara geçebiliyorlar.

UYGUN PİŞİRME
Özellikle et, kanatlı et, yumurta ve deniz ürünleri gibi gıdaların uygun pişirilmesi gerekiyor. Gıdaların kaynatılmasında en az 70 dereceye ulaşılması, et ve kanatlı etlerin sularının pembe değil, berrak olmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Uygun pişirme hemen hemen tüm tehlikeli mikroorganizmaları öldürüyor.

Konuyla ilgili yapılan araştırmalar da gıdaların 70 derecede pişirilmesinin tüketim için güvenli olacağını gösteriyor.

GIDALARIN GÜVENLİ SICAKLIKLARDA SAKLANMASI
Pişmiş gıdaların 2 saatten fazla oda sıcaklığında bırakılmaması, pişmiş ve hassas gıdaların 5 derecenin altında soğutulması, servis sırasında ise pişmiş gıdaların 60 derecenin üzerinde ısıtılması gerekiyor.

Gıdaların çok uzun süre buzdolabında saklanmaması, donmuş ürünlerin oda sıcaklığında çözdürülmemesi tavsiye ediliyor. Gıdalar oda sıcaklığında saklandıkları zaman mikroorganizmalar çok çabuk çoğalıyorlar. Mikroorganizmaların 5 derecenin altında, 60 derecenin üstünde gelişmesi yavaşlıyor veya duruyor. Bazı mikroorganizmalar ise 5 derecenin altında büyümeye devam ediyor.

HAMMADDE KULLANIMI
Taze ve sağlıklı gıda seçmeye özen göstermek, gıdaların hazırlanmasında temiz su kullanmak, özellikle taze yenecek meyve ve sebzelerin akan su altında yıkanması gerekiyor.

Buz ve su dahil olmak üzere hammaddeler tehlikeli mikroorganizmalar ve kimyasallar bulamış olabiliyor. Toksinler zedelenmiş ve küflenmiş gıdalarda oluşabiliyor. Hammadde seçiminde dikkatli olunması yıkama ve soyma işlemleri ile doğabilecek risklerin azaltılması gerekiyor.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Obezite nedir?

Obezite yaş, boy, metabolizma hızı gibi faktörler göz önünde bulundurulacak olursa, vücudun fiziksel yapısına uymayacak ölçülerde aşırı derecede yağ depolanması sonucunda oluşur. Vücudumuzun ideal kilosunun % 20 yada daha fazla oranda artması sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Günümüzde Amerika'da yetişkin nüfusun neredeyse üçte biri aşırı kilolu yada obezdir. Bu kişilerin de yaklaşık 5- 10 milyonunun morbid obez oldukları tahmin edilmektedir. Morbid obez, obezitenin gözle görülür bir şekilde ciddi hastalıklara, fiziksel sorunlara ve hatta ölüme neden olabileceği noktaya ulaşmış şeklidir. Morbid obezite kişinin kilosunun boyunun karesine bölünerek elde edilen Beden Kitle İndeksinin 40 ve daha fazla olması şeklinde belirlenir. Ulusal Sağlık Enstitüsüne göre semptomları zaman içersinde yavaş yavaş oluşan çok ciddi bir hastalıktır ve kesinlikle tedavi edilmelidir.
Morbid obezitenin nedenleri bilinen bazı gerçeklere rağmen biraz karmaşıktır. Dolayısıyla "sadece aşırı yeme sonucu ortaya çıkar" denilecek kadar basit değildir. Çalışmalar obeziteye neden olan en önemli faktörün genetik yapı ile ilgili olduğunu göstermiştir. Obezite bir kez ortaya çıktıktan sonra yapılacak diyet ve egzersiz türü faaliyetler uzun vadede yeterince etkili olamamaktadır. Bilim bu konudaki cevapları araştırmaya devam ediyor, fakat bu hastalık tam anlamıyla anlaşılıncaya kadar aşırı kilo hastaların hayatları boyunca dikkat etmeleri gereken bir konudur. İşte bundan dolayı kilo kaybı sağlayan operasyonlar da dahil olmak üzere günümüzde uygulanmakta olan tıbbi yöntemler tam bir çözüm olarak adlandırılmamaktadır. Bu uygulamalar aşırı kilonun sağlık açısından risk teşkil edebilecek etkilerini azaltmaya ve ciddi fiziksel, ruhsal,sosyal sonuçları hafifletmeye yöneliktir.

Obezitenin Nedenleri

Genetik Faktörler: Araştırmalar vücutta aşırı yağ depolanmasının kişinin büyük ölçüde genetik yapısı ile ilgili olduğunu göstermiştir. Örneğin evlatlık alınan çocukların vücut ağırlıkları ile onları evlat edinen ailelerin vücut ağırlıkları arasında, ki bu aileler nasıl beslenmeleri gerektiğini bu çocuklara öğretmelerine rağmen hiçbir bağlantı yoktur. Ancak hiçbir zaman görmedikleri genetik ailelerinin vücut ağırlıkları ile % 80 oranında bir benzerlik vardır.

Ayrıca aynı geni taşıyan tek yumurta ikizlerinin vücut ağırlıkları ile farklı genleri taşıyan ayrı yumurta ikizlerinin ağırlıklarına oranla çok daha fazla bir benzerlik göstermektedir.
Tıpkı göz rengimizi, boyumuzu, metabolizmamızı belirleyen genler olduğu gibi vücut ağırlığımızı da belirleyen genlere sahibiz.

Çevresel Faktörler: Aslında genetik faktörler ile çevresel faktörler birbiri ile yakından ilgilidir. Eğer bir kişinin genetik yapısı gereği obeziteye bir eğilimi varsa, günümüzün hiç sağlıklı olmayan fast food yeme içme alışkanlıkları ve hareketliliği neredeyse sıfıra indiren yaşam tarzı ile kilo kontrolü yapmak çok zordur.

Metabolizma ile ilgili Faktörler: Genellikle kilo alıp vermenin alınan ve yakılan kalorilerle ilgili olduğu düşünülür. Eğer harcadığımızdan daha çok kalori alırsak kilo alırız, eğer aldığımızdan daha fazla kalori harcarsak kilo veririz. Ancak artık biliniyor ki denklem bu kadar basit değildir. Obezite araştırmacıları "set point" olarak adlandırılan ve beyinde bir çeşit termostat görevi yaparak kişileri kilo almaya ve vermeye dirençli hale getiren bir teoriden söz etmektedirler. Eğer bu set point durumunu gözardı ederek ciddi bir şekilde kalori alımınızı birden durdurursanız, beyniniz metabolizmanızı yavaşlatarak size karşılık verecektir ve böylece siz de verdiğiniz her kiloyu fazlasıyla geri alırsınız.

Tüm bunlara ek olarak obeziteye neden olan faktörler arasında troid hormonunun az çalışması ve diğer hormonlara bağlı düzensizlikleri de göz önünde bulundurarak kesinlikle bir doktor gözetiminde olmak gereklidir.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Kirazın sağılığa faydaları nelerdir?

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi.

Karadeniz, kirazın gen merkezinin Giresun ve çevresi olarak gösterildiğini, ancak hemen hemen bütün Anadolu`da yetiştiğini belirtti.

Kirazda karbonhidratlar, pektin maddeleri, organik asitler, B2, C ve A vitamini bulunduğunu ifade eden Karadeniz, ``Kiraz mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarında çok faydalı olup, karaciğer rahatsızlıklarına da şifalı gelmektedir`` dedi.

Kirazın kanı sulandırdığını ve temizlediğini kaydeden Karadeniz, ``Karaciğer ve safrayı temizler. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur, kabızlığı giderir, hazmı kolaylaştırır. Aç karnına yenen kiraz zayıflatır. Kiraz midedeki yara, iltihap ve çıbanları temizler. Kiraz yenmeye devam edilirse böbrek ve mesane yollarını kumlardan temizler, karaciğer şişliğine iyi gelir, safra akışını normale döndürür, sinirleri kuvvetlendirir`` diye konuştu.

Kirazın stresi yok ettiğine dikkati çeken Karadeniz, ``Romatizma, damar sertliği ve mafsal kireçlenmesine faydalıdır. Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi ağrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. Araştırıcılar bu etkiyi kirazda bulunan `antosiyanin` isimli kimyasalın yaptığını bildirmektedirler. Kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunmakta ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Araştırıcılara göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla eşdeğer görülüyor``dedi.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Kalp sağlığında beslenmenin önemi

Kalbimiz, yumruğumuz büyüklüğünde minik bir kas pompası. Ama işlevi öyle büyük ki, paha biçilmez bir hayat pınarı. Onun sağlıklı çalışması için bilinçli beslenmek gerekiyor. Bu konuda Kardiyolog Uzman Doktor Cem Demirbolat'ın görüşlerini aldık.

Kalbimiz en çalışkan organımız. Anne karnında 6 haftalıkken çalışmaya başlayan kalbimiz, bir ömür boyu hiç durmaksızın çalışıyor. Bir kas pompası olan bu değerli organ, günde yaklaşık 100 bin kez genişleyip kasılıyor ve yaklaşık 6200-10000 litre kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlıyor. Bir diğer deyişle o, kanın vücudumuzda durmaksızın akmasını sağlayan bir hayat pınarı.
Hal böyle olunca, kalbin çalışmasını engelleyen her şeyin hemen fark edilmesi ve geri dönüşü olmayan olası hasarları önlemek için tedavi edilmesi gerekiyor.
Kalp ve damar hastalıkları kanserden sonra tüm dünyada en çok ölüme sebebiyet veren hastalıklardan biri. Türk Kardiyoloji Vakfı'nın verdiği bilgilere göre, ülkemizde 2 milyon koroner kalp hastası var ve her yıl 160 bin kişi bu hastalıktan yaşamını yitiriyor. Önlem alınmazsa bu sayının 2020 yılında 300 bine ulaşacağı tahmin ediliyor.
Türk kalp Vakfı doktorlarından Kardiyolog Uzman Dr. Cem Demirbolat, ürkütücü bir artış gösteren kalp hastalıklarından korunmada en büyük etkenin bilinçli olmak ve dengeli beslenmek olduğunu söylüyor.
Doktora ne zaman başvurmalı?
Önce kalp hastalıkları riskini ne kadar taşıdığınızı araştırın:
40 yaşından büyük olmak; yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara içmek, ailede kalp hastası bireylerin bulunması; şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve koruyucu kolesterol seviyesinin düşük olması.
Yukarıdaki risk faktörlerinden en az 2 veya daha fazlasına sahipseniz, hastalığa yakalanma riskiniz yüksek demektir. Bu konuda risk taşımayan erkeklerin 40 yaşından sonra, kadınların ise menopozdan sonra mutlaka bir kardiyolog tarafından muayene edilmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gerekiyor. Ancak sigara içenlerin, şeker hastası olanların, yüksek tansiyonu olanların ve ailesinde kalp krizi hikâyesi bulunanların bu yaşı beklemeden belli aralıklarla doktora muayene olmaları ve gerekli tetkikleri yaptırmaları gerekiyor. Ayrıca, hiçbir şikâyet olmasa da kan şekeri, kanın kolesterol ve trigliserid düzeyi belli aralıklarla kontrol edilmeli.
Kalp hastalıkları belirtileri nelerdir?
Göğüste ağrı
Göğsün orta kısmında sıkıştırıcı ve yanma tarzında; çene, omuz veya kol gibi bölgelere yayılan bir ağrı.
Çarpıntı
Kalpte çarpıntı, kalp atışlarında hızlanma ve düzensizlik.
Nefes darlığı
Nefes alıp verirken sıkıntı çekmek ve nefes alamama hissi.
Güçsüzlük
Baygınlık hissi ve çabuk yorulma
Bulantı
Titreme,terleme ve nabızda zayıflama
Ayaklarda şişme
Bacak ve ayak üzerine parmak basılınca çökme yapan şişlikler.
Bayılma
Öksürük,ses kısıklığı,dudak ve parmaklarda morarma.
Beslenmenin etkisi
Beslenme, kalp sağlığı için hayati bir önem taşıyor. Küçük yaşlarda edinilen dengeli beslenme alışkanlığı, ilerleyen yaşlarda genel sağlığı olduğu kadar kalbi de koruyup olası hastalıkları önlüyor.
Kalp sağlığını korumak için çok özel bir diyet uygulamak gerekmiyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu besinlerin alınması yeterli. Ancak bazı gıdalar kan kolesterolünü düşürücü etkili, bazıları ise kalbe zararlı yağları içeriyor. Tıka basa yemek zararlı. Fazla miktarda alınan protein ve karbonhidrat vücutta yağa dönüşerek depolanıyor. Günlük toplam kalorinin yüzde 30'u yağlardan alınmalı. Bu miktar erkekler için 55-70 gr,kadın için 50-60 gr olmalıdır.Açıkta satılan ve ne tür yağlarla hazırlandığı bilinmeyen yiyeceklerden uzak durmalı.Margarin ve tereyağı gibi katı yağlar kalbe zararlı,oysa zeytinyağı kalbi koruyor.Ne var ki,bu konuda da aşırıya kaçmamak gerekiyor.Çünkü,aşırı zeytinyağı alımı vücutta depolanarak kolesterol sentezini hazırlıyor.
Hangi besinler serbest hangileri yasak?
Uzman Dr. Cem Demirbolat'ın önerileri ışığında sık tükettiğimiz gıda gruplarını ele alarak yararlı ve zararlı besinleri saptayabiliriz. Tahıl,baklagil ve unlu gıdalar
Kepekli ve çavdar ekmeği, yulaf ezmesi, makarna, erişte, bulgur, pirinç, fasulye, nohut ve mercimek yemek serbest ancak, ölçülü miktarda olmak şartıyla. Bunun yanı sıra poğaça, kurabiye ve yağlı bisküvilerden uzak durulmalı. Süt ürünleri
Yağsız veya yağı alınmış süt ürünleri, peynir ve yoğurt, haftada 2 haşlanmış yumurta yenilebilir. Yumurta akında ise sınır yok. Yasak olanlar; süt kreması, kaymak, krem şanti, krem peynir ve tereyağı. Sebze ve meyveler
Taze meyve yemek serbest ancak, aşırı meyve vücutta yağa dönüşebiliyor. Sebze kızartması ya da patates cipsi ise kesinlikle tehlikeli. Et ve deniz ürünleri
Et ve salam, sucuk gibi şarküteri ürünlerinden uzak durmak gerekiyor. Yağsız dana eti, tavuk, balık ızgara, yenebilir. Karides, kalamar, midye ve istakozda bol miktarda kolesterol bulunuyor.
Kuruyemişler
Ceviz, badem, kestane ve fındık doymamış yağlardan zengin olduğu için kan kolesterolünü düşürerek kalbi koruyor. Buna karşılık yer fıstığı ve antepfıstığı gibi tuzlu kuruyemişler az miktarda tüketilmeli. İçecek ve alkol
Çay,kahve,neskafe,az kalorili meşrubatlar,domates suyu ve taze meyve suları içilebilir.Alkol yasak. Tatlılar
Pasta ve kek gibi yüksek kolesterol ve yağ içerikli tatlılar yerine sütlü tatlılar, aşure, pestil ve meyve salataları yemek daha yararlı.
Kalbi seven besinler
Fındık,ceviz
Mono doymamış yağ sayesinde kolesterolü düşürüyor. Çinko, lif ve magnezyumun yanı sıra damarları koruyan E vitamini içeriyor. Ceviz ayrıca kalbi koruyucu omega-3 adlı yağ asitleri içeriyor.
Elma
Günde 1 elma kalp hastalıklarından koruyor. İçeriğindeki pektin adlı lif, kolesterolün damar cidarına geçmesini engelliyor.
Soğan,sarmısak
Soğanla sarımsak kalp sağlığında çok önemli rol oynuyor. Kanın pıhtılaşmasını önlerken, kolesterolün damarlara zarar vermesini engelliyor.
Domates
İçeriğindeki likopen adlı madde, kolesterolü önlüyor. Likopenin piştikçe değeri artıyor, bu nedenle domates salçası kolesterole karşı etkili bir silah.
Greyfurt
Bol C vitamini ve az kalori içeren greyfurt, damarları koruyor.
Zeytinyağı
Kandaki kolesterol miktarını düşürüp kan basıncını düzenliyor.
Pirinç
E ve B vitaminleri ile pirinç, kolesterola karşı savaşıyor.
Yulaf
Yulaf ve yulaf gevreği kolesterolün bir numaralı düşmanı. İçerdiği lif sayesinde kolesterol vücuttan atılıyor. Günde 1-1/2 fincan yulaf kandaki kolesterol miktarını yaklaşık yüzde 20 oranında düşürüyor.
Çay
Kalp için son derece yararlı bir içecek. İçerdiği antioksidan maddeler kolesterolün damarlarda birikmesini ve kan pıhtılarının damarları tıkamasını önlüyor.
Balık
Yapılan araştırmalara göre, günde ortalama 30 gr balık yiyen kişilerde kalp hastalığından ölme riskinin yemeyenlere göre yüzde 50 daha az olduğu belirlenmiş.Balıktaki yağlar kalpteki ritm bozukluklarını önlerken,kan hücrelerinin birbirine yapışmasını ve pıhtılaşmayı engelliyor.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Cilt güzelliğinin sırrı: Kahvaltı

Güçlü bir kahvaltı, sağlık ve güzellik için önemli bir öğün. Kahvaltılarınızdan enerji ve güç veren bal, kahvaltı gevrekleri, meyveler, su, meyve suyu ve sütü eksik etmeyin. Bu besinler cildi, maruz kaldığı olumsuz dış etkenlere karşı güçlendirmenin yanı sıra nemlendirip besliyor. Her dem genç, sağlıklı, formda kalmak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak istiyorsanız kahvaltı mönülerinizi bu besinlerle hazırlayın.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Et,Balık,Yumurta

Kasların düzgün bir şekilde çalışması, antikor ve alyuvar üretiminin gerçekleştirilmesi açısından büyük önem taşıyan proteinler bu besin maddelerinin ortak özelliğidir. Bunların arasından et, demir yönünden zengin olmasıyla öne çıkar.

Dana eti
Özelliği: Demir açısından hayli zengin bir besin maddesidir. Kansızlık halinde tüketilmesi yararlıdır.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez 100 gr tüketilebilir.

100 gramı: (But halinde) 140 kalori, 1.3 mg demir. (Biftek halinde) 103 kalori, 1.8 mg demir. (Fileto halinde) 127 kalori, 1.9 mg demir.
Tavuk
Özelliği: Bir porsiyonu bile vücudun ihtiyacı olan proteinin büyük bir kısmını karşılar. Ayrıca tavuktaki vitaminler, enerji üretimine yardımcı olur.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez 120 gram tüketilebilir.

100 gramı: (Derisi alınmış tavuk eti) 108 kalori, 18.5 gr protein, 3.7 gr yağ, 8 mg PP vitamini.
Yumurta
Özelliği: Önemli bir protein kaynağıdır. A ve D vitaminleri açısından zengindir. Bol miktarda kalsiyum, demir, fosfor, potasyum ve çinko içerir.

Ne kadar: Haftada iki ya da üç kez tüketilebilir.

100 gramı: 128 kalori, 12.4 gr protein, 8.7 gr yağ, 225 mcg A vitamini, 210 mg fosfor.
Balık
Özelliği: Beyaz etli ve iri balıklar, vücuda çok gerekli olan selenyum içerir. Hamsi, istavrit gibi küçük balıklar ise iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez, 180 gr tüketilebilir.

100 gramı: Mezgit; 71 kalori, 16.5 mcgr selenyum. Dil balığı; 83 kalori, 36 mcgr selenyum. Hamsi; 96 kalori, 0.8 g Omega 3, 148 mg kalsiyum, 22 mg magnezyum, 4.2 mg çinko.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Egzama hakkında bilmemiz gerekenler

Farklı alerjik etkilerden dolayı ,cildin çeşitli bölümlerinde ortaya çıkan bir deri hastalığıdır.  Kabuklanma, pullanma, kızarıklık, kaşıntı gibi belirtileri vardır.

Bu deri hastalığı 4 evreden oluşmaktadır.

Kızarıklık Evresi: İlk belirtiler kaşıntı olarak kendisini gösterir,daha sonra ödemli kızarıklıklar oluşur.
 Vezikül Evresi: Ciltteki kızarık alanlarda veziküller oluşur ve daha sonra bu veziküller birleşip lezyon oluştururlar.

Sulanma ve Kabuklanma Evresi: Veziküller patlayıp içlerindeki su boşalınca, deri kurur ve cilt yüzeyinde sarımsı kabuklar oluşur. Bu kabuklara elle müdahale edilmemesinde fayda vardır çünkü zamanla düşerler.

Kepeklenme Evresi: Kabuklar döküldükten sonra pembemsi bir deri ortaya çıkar. Bu bölümde bir süre kepeklenme görülebilir. Sonunda egzama iz bırakmadan kaybolur.

Egzamanın Kontakt Dermatit (Temas Egzaması) ve Atopik Egzama olmak üzere çeşitleri vardır.

Temas Egzaması: Cildin duyarlı olduğu maddeyle temasa geçmesi sonucunda ortaya çıkar. Deriden içeriye sızan madde proteinlerle birleşip alerjik bir yapı kazanır. Cilt bu yabancı maddeyle savaşabilmek için antikorlar üretir ve sonuçta yukarıda 4 oluşum evresinden söz ettiğimiz şekilde egzama ortaya çıkar. Metal takılar, deterjanlar, çoraplar, sentetik giysiler temas egzamasına zemin hazırlayabilirler.

Atopik Egzama: Bu egzama çeşidi tamamen genetik kökenlidir. Bu tür egzamanın oluşumunda genetikle beraber, ter, ısı değişimleri, rutubet, stres, polen, yiyecek alerjileri de etkili olmaktadırlar. Bu gibi durumlarda hastanın alerji yapıcı etkenlerden uzak durması gerekmektedir. Ayrıca aşıyla da bağışıklık kazanılabilir.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Sağlık Bakanlığı’ndan diyet uyarısı

Sağlık Bakanlığı, sağlıksız zayıflama diyetlerinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığını hatırlatarak, diyette kilo kaybının haftada 0.5-1 kilogramı geçmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlayan, çok düşük enerjili, şok diyetlerle tek tip besine dayalı diyetlerin, yorgunluk, kusma, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi gibi birçok sağlık sorununu da beraberinde getireceği vurgulandı.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, sağlıksız zayıflama diyetlerinin, önemli sağlık sorunlarına yol açtığı bildirildi. Açıklamada, doktor kontrolü olmadan uygulanan sağlıksız diyetlerin, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı, kalpritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi gibi sağlık sorunlarına neden olduğu ifade edildi.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Hangi besinden ne kadar tüketmeli?

Hangi besinden ne kadar tüketmeli?
Vücuda gereken vitamin ve mineralleri tam anlamıyla sağlamak için, sürekli aynı tür yiyeceklerle beslenmek ve bazı yiyecekleri hiç tüketmemek doğru değil. O halde beslenme uzmanlarına kulak verin ve her besinden mutlaka belli oranlarda tüketin.

Sebze ve meyvenin faydalarını artık hepimiz biliyoruz. Herbiri, vücudumuza sağladığı farklı etkilerle mutlaka tüketilmesi gereken besinler arasında yer alıyor. Karnabaharı bir düşünün; antioksidan maddeler açısından hayli zengin olan bu sebzenin vücutta tümörlerin oluşmasını engellediğini biliyor muydunuz? Bir de şarküteri ürünlerini düşünün; yemesi keyifli olsa da sindirilmeleri konusunda aynı şeyi söylemek mümkün olmuyor. Ancak bu tür besinleri de soframızdan tamamen kaldırmak doğru değil. Sadece miktarına ve ne sıklıkla yediğimize dikkat etmemiz gerek! Uzmanların da belirttiği gibi, sağlıklı beslenme konusunda atılacak ilk adım; her besinden az miktarda tüketmekten geçiyor. Kısacası, dengeli beslenme için hiç bir besinin göz ardı edilmeden tüketilmesi önem taşıyor. Ancak tahıl, et, sebze ve meyve gibi besin grupları arasında belli bir düzen kurmak şart. Bu besin gruplarından alınması gereken toplam miktarı iyi ayarlamak için size sunduğumuz besin rehberinden faydalanabilirsiniz.
Tahıllar
Günde 2 ya da 4 porsiyon tüketilebilir. Bir porsiyonu 50 gram ekmek, 25 gram peksimet, 80 gram makarna, 70-80 gram pilava eşdeğerdir.
Baklagiller
Haftada 1 ya da 2 porsiyon tüketilebir. Bir porsiyonu 30 gram taze baklagil ya da 100 gram kuru baklagile eşdeğerdir.
Süt ve süt ürünleri
Günde 1 ya da 2 porsiyon tüketilebilir. Bir porsiyonu 1 bardak süt, 1 kase yoğurt, 100 gram kaşar peyniri ya da 50 gram beyaz peynire eşdeğerdir.
Et, balık ve yumurta
Haftada bir kez kırmızı et, haftada üç kez beyaz et, haftada iki-üç kez balık, haftada üç kez yumurta tüketilebilir.
Sebze ve meyve
Günde en az üç porsiyon sebze ve iki porsiyon meyve yemelisiniz. Bir porsiyonu; 50 gramı salatada tüketilmek şartıyla 150 gram sebze, 150 gram meyve ya da meyve suyuna eşdeğerdir.

Yağlar
Günde 1-3 porsiyonu aşmamak gerekir. Bir porsiyonu bir kaşık zeytinyağı, bir tatlı kaşığı tereyağı ya da margarine eşdeğerdir.
TAHIL VE KURU BAKLAGİLLER
Vücudumuz için büyük enerji kaynağıdır. Doymuş yağlar ve kolesterol içermezler, protein yönünden zengindirler. Makarna
Özelliği: Bağırsakları çalıştıran lifler açısından çok zengindir. Kısa zamanda vücutta tokluk hissi yaratır. Karbonhidratları enerjiye dönüştüren B1 vitamini içerir. Protein açısından da zengindir.

Ne kadar:70-80 gramlık porsiyonlar halinde, haftada iki kez tüketilebilir.

100 gramı: 331 kalori, 12.5 gr protein, 65.8 gr karbonhidrat, 2 gr yağ, 6 gr lif.
Pirinç
Özelliği: Buharda pişirilirse diğer tahıllara oranla daha besleyicidir. Buharda pişirme esnasında vitamin ve mineraller pirinçlere daha iyi nüfuz eder.

Ne kadar: 60-70 gramlık porsiyonlar halinde haftada en az bir kez tüketilebilir.

100 gramı: 337 kalori, 0.34 mg B1 vitamini, 60 mg kalsiyum, 200 mg fosfor, 150 mg potasyum.
Ekmek
Özelliği: Sanıldığının aksine sadece nişasta değil, bitkisel proteinler ile besinleri enerjiye çevirmek için gerekli olan B1, B2 vitaminlerini de içerir.

Ne kadar: Günde en fazla 50 gr ekmek tüketilmesinde yarar vardır.

100 gr: 289 kalori, 0.4 gr yağ, 8.6 gr protein.
Mercimek
Özelliği: Vitamin ve mineraller açısından en zengin kurubaklagildir. B1 ve B6 vitamini içerir. Magnezyum, folik asit, fosfor ve demir açısından zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendiren çinko da içerir.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez, 50 gr makarna ekleyerek pişirilmiş 30-40 gr mercimek tüketilebilir.

100 gramı:291 kalori,0.47 mg B1,2 mg B6,8 mg demir,83 mg magnezyum,2.9 mg çinko.
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ
Süt, kemik ve diş sağlığı için gerekli kalsiyumun en büyük kaynağıdır. Bol protein içerir. Sütü sindirmekte güçlük çekenlerin, sindirimi daha kolay olan yoğurt ve peynire yönelmesi tavsiye edilir. Beyaz peynir
Özelliği: Kalsiyum ve protein açısından zengindir.

Ne kadar: Sabah kahvaltısında küçük bir parça peynir tüketilebilir, salataya eklenerek de yenebilir.

100 gramı: 146 kalori, 8.8 gr protein, 10.9 gr yağ, 295 mg kalsiyum, 128 mcg A vitamini.
Yoğurt
Özelliği: İçerdiği mineral ve vitaminler, hemen hemen sütle aynıdır. Süte göre sindirimi daha kolay olan yoğurdun içeriğindeki maya, bağırsaktaki bakteri tabakasının dengelenmesine yardım eder.

Ne kadar: Diğer süt ürünleriyle dengelenerek günde bir kase yoğurt tüketilebilir.

100 gramı: 65 kalori, 3.8 gr protein, 3.7 gr yağ, 4.3 gr şeker, 125 mg kalsiyum, 38 mcgr A vitamini.
Kaşar peyniri
Özelliği: Bol miktarda protein içeren kaşar peyniri, ayrıca önemli bir kalsiyum ve A, B6, B12 vitamin kaynağıdır.

Ne kadar: Haftada iki kez 50 gramı aşmayacak şekilde tüketilebilir.

100 gramı: 387 kalori, 33.5 gr protein, 28.1 gr yağ, 1.159 mg kalsiyum, 373 mcgr A vitamini.
Süt
Özelliği: Protein, şeker ve yağlar yönünden çok zengindir. Önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Bol miktarda A ve D vitamini içerir.

Ne kadar: Diğer süt ürünleriyle dengeleyerek günde 50-500 ml kadar süt tüketilebilir.

100 gramı: 64 kalori, 3.3 gr protein, 3.6 gr yağ, 4.9 gr şeker, 119 mg kalsiyum, 37 mcgr A vitamini.
ET,BALIK,YUMURTA
Kasların düzgün bir şekilde çalışması, antikor ve alyuvar üretiminin gerçekleştirilmesi açısından büyük önem taşıyan proteinler bu besin maddelerinin ortak özelliğidir. Bunların arasından et, demir yönünden zengin olmasıyla öne çıkar. Dana eti
Özelliği: Demir açısından hayli zengin bir besin maddesidir. Kansızlık halinde tüketilmesi yararlıdır.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez 100 gr tüketilebilir.

100 gramı: (But halinde) 140 kalori, 1.3 mg demir. (Biftek halinde) 103 kalori, 1.8 mg demir. (Fileto halinde) 127 kalori, 1.9 mg demir.
Tavuk
Özelliği: Bir porsiyonu bile vücudun ihtiyacı olan proteinin büyük bir kısmını karşılar. Ayrıca tavuktaki vitaminler, enerji üretimine yardımcı olur.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez 120 gram tüketilebilir.

100 gramı: (Derisi alınmış tavuk eti) 108 kalori, 18.5 gr protein, 3.7 gr yağ, 8 mg PP vitamini.
Yumurta
Özelliği: Önemli bir protein kaynağıdır. A ve D vitaminleri açısından zengindir. Bol miktarda kalsiyum, demir, fosfor, potasyum ve çinko içerir.

Ne kadar: Haftada iki ya da üç kez tüketilebilir.

100 gramı: 128 kalori, 12.4 gr protein, 8.7 gr yağ, 225 mcg A vitamini, 210 mg fosfor.
Balık
Özelliği: Beyaz etli ve iri balıklar, vücuda çok gerekli olan selenyum içerir. Hamsi, istavrit gibi küçük balıklar ise iyi bir kalsiyum kaynağıdır.

Ne kadar: Haftada 1-2 kez, 180 gr tüketilebilir.

100 gramı: Mezgit; 71 kalori, 16.5 mcgr selenyum. Dil balığı; 83 kalori, 36 mcgr selenyum. Hamsi; 96 kalori, 0.8 g Omega 3, 148 mg kalsiyum, 22 mg magnezyum, 4.2 mg çinko.
SEBZE-MEYVE
Özelikle A ve C vitamini açısından zengin besin maddeleri olan sebzeler, potasyum, magnezyum, selenyum ve kalsiyum gibi önemli mineralleri de içerir. Domates
Özelliği: A ve C vitaminleri açısından zengindir. Önemli bir potasyum kaynağıdır.

Ne kadar: Haftada üç kez 150 gr tüketilebilir.

100 gramı: 19 kalori, 135 mcgr A vitamini.
Ispanak
Özelliği: İçerdiği folik asit alyuvar yapımını düzenler.

Ne kadar: Haftada bir kez 250 gr tüketilebilir.

100 gramı: 31 kalori, 2.9 mg demir, 194 mcgr folik asit.
Patates
Özelliği: Daha çok unlu gıdalara benzer. Karbonhidrat, niasin ve potasyum açısından zengindir.

Ne kadar: Ekmekle dönüşümlü olarak haftada en az iki patates tüketilebilir.

100 gramı: 85 kalori, 17.9 gr karbonhidrat, 570 mg potasyum.
Elma
Özelliği: Lifler ve pektin açısından zengindir. Bu maddeler, şeker ve yağların emilimini yavaşlatır, bağırsakları çalıştırarak sindirimi kolaylaştırır.

Ne kadar: Günde 1 elma sağlık için gereklidir.

100 gramı: 43 kalori, 2.57 g lif içerir.
Portakal
Özelliği: Bol C vitamini içerir, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir ve cilt esnekliğini korur.

Ne kadar: Günde 1 portakal veya 1 bardak taze sıkılmış portakal suyu yeterlidir.

100 gramı: 34 kalori, 50 mg C vitamini. Portakal suyu; 33 kalori ve 44 mg C vitamini.
Kayısı
Özelliği: Organizmanın A vitaminine çevirdiği betakaroten açısından zengindir. Antioksidan etkili betakaroten, tümörleri ve kalp hastalıklarını önler.

Ne kadar: Günde iki kayısı tüketilebilir.

100 gramı: 28 kalori, 86.3 gr su, 360 mcg A vitamini.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Banyo keyfi yapmanın püf noktaları

Banyo deyince su, su deyince de akla sağlık gelir… Ancak tüm haftasonunu banyo keyfi yaparak geçirmek yararlı olmayabilir. Çünkü çok fazla suda kalmak vücudun buruş buruş olmasına ve kurumasına neden olur. Bunun için akşamları kendinize biraz zaman ayırsanız yeter… Biraz yalnız kalıp, sıcak suyla dolu küvetin içinde yatmak ve bu sayede gevşeyip stresli günü geride bırakmak…
 
Sıcaklık çoğu zaman stres ve rahatsızlıkların giderilmesi için en iyi ilaçtır. Bu nedenle kokulu bir banyo ile dinlendirici veya uyarıcı bir etki alabilirsiniz. Özellikle içinde ezoterik yağlar barındıran gül, yasemin, lavanta, mandarin, limon veya papatya kokuları vücudun ve ruhun gevşemesini sağlar.

Sağlık su olmadan olur mu? Olmaz. Kafanızdakilerden kurtulmak ve günün yorgunluğunu atmak için en güzeli zevkli bir banyo keyfi yapmaktır. Kendinize bir banyo programı yapın ve banyonuzu bir keyif vahasına dönüştürün! Kokulu mumlar, tütsü çubukları, güzel bir müzik ve bir fincan sıcacık çay. Banyo yapmak keyifli bir iştir. Sadece su ve sabun değildir. Bu yüzden banyo önerilerimize kulak verin…

Doğru banyo yapmak…

» Küvete koyacağınız su ne çok sıcak ne çok soğuk olmalı – 37 derece ısıdaki su tam kıvamıdır. Su çok sıcak olduğu takdirde vücut dolaşımı ağırlaşıp yavaşlar ve dokular yorulur. 

» 20 dakika küvette suyun içinde kalmak yeterlidir. Bu süreden daha fazla suda kalmak, vücudun buruş buruş olmasına ve kurumasına neden olur.

» En iyi banyo zamanı; öğlen 15 ile akşam 21 saatleri arasındadır. Bu sayede bedenimiz daha iyi çalışır. 

» Banyo sonrasında kendinizi enerjik hissetseniz de, hemen giyinip işlere koyulmayın. Bornozunuza sarınıp biraz yatağınızda veya koltuğunuzda uzanın ve suyun yavaş yavaş geçen sıcak etkisini hissedin. 

Küçük banyo sözlüğü

Süt banyosu? Banyo jeli? Yoksa köpük yapan banyo tabletlerini mi tercih edersiniz? Hangisi daha iyi? Hem aradaki fark nedir? Sizin için küçük bir banyo sözlüğü oluşturduk. Böylece hem öğrenecek hem de hoşunuza gideni seçebileceksiniz… 

Yağ banyosu: pürüzsüz tenlerin favori banyosudur. Özellikle de okşanmayı sevenlere… Bu banyonun ardından vücut bir yağ tabakasıyla sarılır. Böylece vücut nem oranını daha uzun süre dengeleyebilir. Özellikle çok kuru ciltler için idealdir. 

Banyo jeli: banyo jeli, banyoyu kremli köpüklü bir bakım macerasına dönüştürür. İçindeki malzemeye göre de stres giderici, gevşetici, uyarıcı veya dokuları sıkılaştırıcı bir etki gösterir. 

Banyo tabletleri: iç gıdıklayıcı bir etkisi vardır! Bu tabletler suya kaynayan bir hava vererek fokur fokurmuş gibi gösterirler. Sırtınıza bir tablet yerleştirin ve üzerine yatıp, derin nefes alın. Oluşan fokurtular bir masaj etkisi gösterecek ve sizi rahatlatacaktır. 

Banyo tuzu: bu tuzlar köpük oluşturmazlar. Tuz kristalleri suda çözülmeye başlayınca ciltte hafif yanmalar meydana gelebilir.Hatta bu kişinin sızlanmasına da neden olabilir. Banyo tuzlarının değişik kokulu türleri vardır. 

Süt banyosu: Kleopatranın her zaman sır gibi tutulan güzellik banyosudur. Sütteki yağ ve protein miktarı ciltte düzleştirici ve dinlendirici bir etkiye neden olur. Ya hazır süt banyosu ürünlerinden satın alacaksınız, ya da sıcak su ile dolu küvete taze süt ve biraz bal döküp karıştıracaksınız. Özellikle duyarlı ve kuru ciltler için idealdir.
 
Köpük banyosu: kalitesine bağlı olarak cildi kurutabilir, bu nedenle daha çok yağlı ciltler için uygundur. Yüksek kalitedeki köpük banyoları küvetten taşabilen oldukça büyük köpük dağları oluşturmak yerine, suyu hafifçe köpürtüp vücudu dinlendirirler.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Annelere ve anne adaylarına uyarılar

Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bebek ve çocuk sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı ve desteği ile başarılı olacağını belirterek, "Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocuklarımızı ölümlere yol açan bir çok hastalıktan korumaktadır" dedi.

Sağlık Bakanı Akdağ, yaptığı yazılı açıklamada, bebeklerin sağlıklı olarak dünyaya gelmeleri ve yaşamlarını yine sağlıklı olarak sürdürmeleri için Sağlık Bakanlığı"nca başlatılan ve sürdürülen programlar hakkında bilgi verdi, anne adaylarına uyarılarda bulundu.

Türkiye"de bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün, korunabilir hastalıklar sonucu gerçekleştiğini ifade eden Akdağ, anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolünün, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruduğunu kaydetti.

Çocuk sağlığı konusunda gerçek bir değişimin, ancak ulusal ve uluslararası politikaların kararlı ve sürekli olmasıyla sağlanabildiğini belirten Akdağ, gelecek kuşakların daha sağlıklı olması için anne, bebek ve çocuklara yönelik sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde sunulması gerektiği bildirdi. Akdağ, bu nedenle, Dünya Sağlık Günü"nün 2005 yılı temasının, "Her Anne ve Çocuk Değerlidir" olarak belirlendiğini belirterek, hamile tüm bayanların gebelikleri süresince hekim kontrolünde olmaları ve doğumlarını bir sağlık kuruluşunda yapmalarının, anne ve doğacak bebeğin sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Akdağ, şunları kaydetti:

"Gebelik süresince, anne adayının bir sağlık personeli tarafındandüzenli olarak izlenmesi, anne ve doğacak bebeğin yaşamını olumsuz etkileyebilecek sorunlar için önlem alınmasını sağlamaktadır. Hamilelik süresince düzenli olarak yapılan hekim kontrolüyle, bebeğin anne karnında oksijensiz kalması, erken doğum, annenin gebelik zehirlenmesi ve "düşük doğum ağırlıklı" bebek doğumu gibi anne ve bebeği etkileyen hastalık ve durumlar önceden fark edilerek önlem alınabilir."

Akdağ, bebeklerin doğum sonrasında da düzenli hekim kontrolünde olmalarının, sağlıklı gelişimleri açısından çok önemli olduğunu, bebekve çocuklarda ölümlere yol açan bir çok hastalığın, düzenli hekim kontrolünde ve erken teşhisle önlenebildiğini bildirdi.

Anne Sütünün Faydaları
Anne sütünün içerdiği yüze yakın yararlı maddeyle, bebekler için ilk 6 ay mükemmel tek besin olduğunun altını çizen Akdağ, anne sütüylebeslenen bebeklerin hastalıklara karşı daha dirençli olduklarını dile getirdi. Emzirmenin son derece sağlıklı ve doğal bir yöntem olduğuna işaret eden Akdağ, şöyle devam etti:
"Her hamile bayanın vücudunda, hamilelik süresinde bebeğini emzirebilmesi için gerekli değişimler olmaktadır. Bu yüzden her anne emzirme yeteneğine sahiptir. Önemli olan bu yeteneği uygun şekilde kullanabilmektir. Loğusalık döneminde sütün bol şekilde gelmesi için; annenin bebeğini sık sık emzirmesi ve bol miktarda sıvı tüketmesi gerekmektedir. Emzirmede en rahat pozisyon seçilmeli, bebeğin baş ve gövdesi tam olarak anneye dönük olmalıdır. Emzirme meme başından değil, meme başı çevresindeki koyu renkli kısmı kaplayacak şekilde yaptırılmalıdır. Anne sütü, bebeklerin normal büyümesi ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır. Hiçbir yiyecek ve içecek anne sütünün yerini tutamaz.Anne sütüyle beslenen bebeklerde; ishal, kulak enfeksiyonları, astım, alerjik ve solunum sistemi hastalıkları çok daha az görülür. Anne sütüayrıca bebekleri bakteriyel menenjite karşı korur ve içerdiği yararlı maddelerle bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişimini kolaylaştırır."

Bebek Ve Çocuklara Yönelik Aşı Faaliyetleri
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, BCG verem, çocuk felci, difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı, kızamık ve hepatit B aşılarının tamamının sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde ücretsiz yapıldığını belirterek, şöyle devam etti:
"Bakanlık olarak bebek ve çocuklarımız için uyguladığımız aşılamatakvimine göre; aileler bebekleri doğar doğmaz hepatit B, iki ay dolunca BCG verem, difteri- boğmaca-tetanos karma aşısı, ağızdan çocukfelci aşısı, hepatit B, üç ve dört ay dolunca, difteri-boğmaca-tetanoskarma ile ağızdan çocuk felci aşısı, dokuz ay dolunca kızamık ve hepatit B, 16-18 ay dolunca yine difteri-boğmaca-tetanos karma aşısı ile ağızdan çocuk felci pekiştirme dozunu ücretsiz yaptırabilmektedir. Okul dönemi çocuklar için ilköğretim birinci sınıfta "erişkin tipidifteri dozu" içeren tetanos-difteri aşısı, ağızdan çocuk felci, kızamık ve verem aşıları uygulanmaktadır."

Akdağ, Sağlık Bakanlığı"nca bebek ve çocukların sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı, destek ve ilgisiylebaşarılı olacağına dikkati çekti.

Tarih: 21/6/2006Sayfabaşına git ↑

Et Ürünlerini Satın Alırken En Çok Hagisine Dikkat Edersiniz?
Marka
Lezzet
Kalite

» Anket Sonuçları
Doruk Et bir Coşkunoğlu Gıda İmalat ve Tic. A.Ş. kuruluşudur. 2006 © Coşkunoğlu Gıda
tasarım | design > yorunge.com

» Anasayfa   » Tanıyın | Hakkımızda | Kalitemiz | Misyonumuz | Kalite Belgelerimiz   » Tadın | Ürünlerimiz | Yemek Tarifi
» Bilin | Sağlık Köşesi | Püf Noktası | Linkler | Haberler   » İzleyin | Tanıtım Filmi   
» Ulaşın | İletişim Bilgileri | İletişim Formu