Yangınlar gıda güvenliğini tehdit ediyor
Mersin’in Gülnar ilçesinde üç gündür söndürülemeyen ve yaklaşık 1000 hektar alanda etkili olan orman yangını, can kaybına ve kızıl çam ormanının yok olmasına neden oldu. Kuraklık kapımızda dururken, WWF-Türkiye’ye göre kurtarıcımız olacak Akdeniz’deki orman alanlarının ihmaller nedeniyle gözümüzün önünde yok olması kabul edilemez.
Orman yangınları ile ilgili bir basın açıklaması yapan WWF-Türkiye, "orman yangınlarına karşı seferberlik" ilan edilmesi gerektiğine inanıyor. Açıklamada ayrıca şu sözlere yerverildi;
Türkiye’de orman yangınlarının, yüzde 13’ü kasıtlı, yüzde 47’si ihmal, dikkatsizlik ve kaza olmak üzere yüzde 94’ü insan kaynaklıdır. Orman yangınları, Orman Genel Müdürlüğü’nün söndürmekle yükümlü olduğu bir ‘söndürme sorunu’ olarak düşünülmemelidir. WWF-Türkiye olarak; orman yangınlarına karşı seferberlik ilan edilmesi ve ulusça harekete geçilmesi gerektiğine inanıyoruz. Acilen anız yakmanın caydırıcı miktarlarda ceza ve sürekli uyarılarla önlenmesi ve yangın sonrası hiçbir alanın orman vasfını kaybetmeyerek yeniden ormana dönüştürüleceğine dair yaygın duyurular şarttır. Ormanlar yalnızca ağaç topluluğu değildir. Barındırdığı biyolojik çeşitlilik ile bir bütündür, gen kaynağı ile de gıda güvenliğinin temelidir. Su kaynaklarının varlığı, çevresindeki ormanların varlığı ile sürekli kalabilir. Kuraklığın da etkisiyle tehlike altında olan su kaynakları ve yeraltı suları orman alanlarının tahribiyle daha da trajik bir hal alacaktır. WWF-Türkiye, son yıllarda yaptığı, küresel ısınma sonucu Akdeniz Havzası’nda orman yangını sezonunun uzayacağı ve daha yıkıcı yangınlar konusunda yetkililere ve topluma uyarılarını yinelemektedir. WWF-Türkiye’ye göre artık yetkililer, orman yangınları konusunda, küresel iklim değişikliğinin kuraklık, su kaynaklarının azalması, orman yangınlarının daha sık ve uzun süreli yaşanması gibi etkilerini göz önünde bulundurarak önlemler almak zorundadır. WWF-Türkiye, ormanlardan geçen ve yangına neden olan enerji nakil hatlarının yeraltına alınması, eğitimli personel sayısının artırılması, yangın söndürme uçakları ve ekipmanlarının sayılarının artırılması, bunlar için gerekli finansal kaynağın ayrılması, orman köylüsünün ormana sahip çıkacak şekilde eğitimler verilmesi ve değişim yaratılması gerektiğini belirtmektedir. WWF-Türkiye’ye göre; ormanların yakınına yerleşimlerin sokulması, tarım alanlarının açılması ve orman alanlarında turizm tahsisi, önümüzdeki yıllarda daha da şiddetlenerek artacak olan orman yangınlarının en büyük tetikçileri olarak öngörülmektedir.
NTV MSNBC
Tarih: 14/8/2008

Kene ile mücadelede korunma şart
Bayındır Hastanesi Kavaklıdere Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr.Özlem Yüksel, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsünü yayan kenelerle mücadele yöntemlerinin en etkilisinin kenelere karşı gerekli korunma önlemlerinin alınması olduğunu söyledi.
Yüksel, Nairovirüs grubundan virüslerin meydana getirdiği şiddetli seyir gösteren ve öldürücülüğü oldukça yüksek olan bu hastalıkta kenelerin en önemli hastalık vektörleri olduğunu ve 866 tanımlanmış kene türünün yaşadığını ifade etti. Virüsün izole edildiği hayvanlar arasında sığır, koyun, keçi, yabani tavşan ve tilkinin yer aldığını kaydeden Yüksel, virüsün hayvanlarda bir hafta kadar süren geçici viremi yarattığını ancak insanlarda KKKA hastalığına yol açtığını vurguladı. Yüksel şöyle devam etti : “Erişkin keneler, virüsü hayvanlardan aldıktan sonra 36 saat içinde çoğalmaya başlıyor. 3-5 gün sonunda maksimum sayıya ulaşıyor ve titresi azalarak aylarca devam ediyor. İnfekte kene aylarca virus bulaştırabiliyor” Yüksel, kene virüsünün kanda 40 derecede 10 gün süreyle yaşadığı 56 derecede ise 30 dakika sürede etkinliğini kaybettiği bildirdi. Yüksel şunları kaydetti :
“Virüs insanlara, kenelerin ısırması veya kene kırma sırasında, viremik hayvanların kesilmesi sırasında, hayvana ait kan ve dokulara temas ile, infekte hastalardan (hastanede, toplumda)infekte doku ve kan teması ile ve laboratuvardan direkt temas ile deriden veya havadan geçebiliyor.”
KİMLER RİSK ALTINDA?
KKKA hastalığına ilişkin kenelerin özellikle tehdit ettiği meslek gruplarını sıralayan Yüksel, tarım çalışanları ve hayvancılık ile uğraşanların listenin başında olduğunu söyledi.
Yüksel, “Çiftlik ve mezbaha çalışanları, veteriner hekimleri, endemik bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar ve deri fabrikası çalışanları risk altındadır” dedi.
NTV-MSNBC
Tarih: 14/8/2008

Gıdada kanserojen madde oranı azaldı
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural Gökmen`in gıdaların kızartılması sırasında oluşan ve kansere neden olan `akrilamid` oluşumunun azaltılmasını sağlayan çalışması uluslararası bilim çevrelerinde yankı uyandırdı.
TÜBİTAK Teşvik Ödülüne de değer görülen Prof. Dr. Gökmen"in çalışmaları, kızarmış patates ve cipslerde ısı uygulamasıyla ortaya çıkan "akrilamid" miktarının yüzde 90"a varan oranda azaltılabileceğini ortaya koydu.
Gökmen"in ekmek, bisküvi ve kraker gibi fırıncılık ürünlerinde akrilamid miktarının azaltılması ile ilgili çalışmaları ise devam ediyor.
Çalışmaya göre, kızartma gibi ısıl işlem uygulamadan önce kalsiyum klorür çözeltisinde bekletilen gıdalarda kanserojen maddeler büyük oranda azalıyor.
Çalışma sonucunda bulunan yöntemlerin basitliği, tüm mutfak ve gıda sanayinde uygulama kolaylığı sağlarken, alışılmış lezzetlerde değişiklik yaratmamasıyla da dikkat çekiyor.
Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural Gökmen, kanserojen bir madde olduğu bilinen "akrilamid" üzerine yoğunlaştırdığını dile getirdi:
"Akrilamid, kızarmış patates başta olmak üzere, ekmek, bisküvi, kraker gibi fırıncılık ürünlerinde ve kavrulmuş kahve-kakao gibi ısıl işlem görmüş gıdalarda bulunuyor. Bu tip gıdalarda akrilamid varlığını ilk kez İsveçli bilimadamları 2002"de rapor etti.
Bilim çevreleri de gıdalarda akrilamid varlığının tespit edilmiş olmasını ciddi bir problem olarak kabul etti. Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere dünya çapında birçok yasal otorite, gıdalarda akrilamid oluşumunun engellenmesi üzerine çalışmalar yapılmasının gerekliliği üzerinde fikir birliğine vardı."
Gökmen, kızarmış patatesler ve patates cipslerinde kızartma sırasında akrilamid oluşumunun azaltılması ile ilgili çalışmalarında ise ciddi ilerlemeler kaydettiklerini belirtti:
"Örneğin bir tür tuz olan kalsiyum klorür çözeltisine daldırma işlemi ile kızartma sırasında patateslerde oluşan akrilamid miktarının yüzde 90"a varan oranda azaltılabileceği gösterilmiştir. Bu uygulama basitliği nedeniyle hem mutfaklarda hem de restoran ve işletmelerde uygulanabilirliği açısından büyük bir önem taşımaktadır.
Ayrıca kızartma öncesinde 10-15 saniyelik bir mikrodalga pişirme uygulaması ile oluşan akrilamid miktarının yüzde 60"ın üzerinde azaltılabileceği belirlenmiştir. Çalışmalarımızda ana unsur, alışılagelmiş lezzetin bozulmadan riskin minimize edilmesi. Son dönemde İtalya ile çok basit bir müdahaleyle ekmekte akrilamid oluşumunun sınırlandırılması, bu esnada da biyo yararlılığın arttırılması ile ilgili çalışmamızda bir takım somut verilere eriştik. Hala çalışma detaylandırılıyor."
Prof. Dr. Vural Gökmen, ekmek, bisküvi ve kraker gibi fırıncılık ürünlerinde akrilamid miktarının azaltılması ile ilgili çalışmalarının da sürdüğünü söyledi.
Mide kanserinin nedeni kötü beslenme
Gökmen, Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanlığı"nın istatistiklerine göre Türkiye"de mide kanseri hastası sayısının, kanser türleri arasında 8-9"uncu sıralardan 2-3"üncü sıralara yükseldiğini belirtti:
"Bu oranda yükselmesinin tek açıklaması olabilir: Beslenme alışkanlıklarının kötü yönde değişmesi. Burada genelleme yapacak olursak, daha çok işlenmiş gıda tüketiyor olmak beslenme ile ilişkilendirilen risklerin artmasının nedeni olabilir. Dolayısıyla gıda üreticilerine biz bilim adamları olarak, gıdaları daha sağlıklı şekilde nasıl üretebilecekleri ile ilgili reçeteler ve alternatifler sunuyoruz."
Akrilamid nedir?
Akrilamid, endüstriyel atık suları ve içme sularının işlenmesinde kullanılan poliakrilamidin üretildiği kimyasal bir madde olarak tanımlanıyor, toksik özellikleri ve potansiyel bir kanserojen madde olduğu belirtiliyor.
Akrilamid, gıda maddelerine katılan bir katkı maddesi değil, pek çok gıda grubunda doğal bileşen olarak bulunan karbonhidrat ve proteinlerin yüksek sıcaklık koşullarında tepkimesi sonucunda da oluşuyor. Ancak ısıl işlemler sonucu gıdalarda akrilamid oluşabildiği 2002 yılı başlarında ortaya konuldu.
Akrilamid, özellikle kızartılmış, kavrulmuş, ızgara veya fırında pişirilmiş gıdalarda 120 derecenin üstündeki sıcaklıklarda oluşuyor. Buna karşın haşlanarak pişirilen gıdalarda akrilamide rastlanmıyor.
Gıdaların yapısında bulunan bazı şeker ve proteinlerin yüksek sıcaklıklardaki reaksiyonları sonucunda akrilamid oluşabildiği de bilimadamlarınca kanıtlandı.
CNNTÜRK
Tarih: 14/8/2008

ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ
Çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için bakanlık bütçesinde öngörülen ödenekten yapılacak harcamalar ile bütçeye kaydedilecek gelirlerin tahsilatına yönelik esas ve usuller belirlendi.
Atık su arıtma, katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri ile çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesine yönelik faaliyet ve tesislerin projelendirilmesi ve yapımı için gerçek ve tüzel kişilere sözleşme hükümleri doğrultusunda proje bedelinin yüzde 45'ine kadar defaten veya dilimler halinde kredi verilebilecek. Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı'nın ''Çevre Kirliliğinin Önlenmesi ve Temizlenmesine Yönelik Faaliyetler İçin Yapılacak Harcama ve Yardımlar ile Verilecek Kredilere İlişkin Yönetmeliği'' Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Buna göre, yönetmelik Bakanlık bütçesinde öngörülen ödenekten çevre ile ilgili olarak yapılacak harcamalar ve karşılıksız yardımlar ile verilecek kredilerin, harcama usullerini, uygulanacak vade ve faiz oranlarını ve bütçeye kaydedilecek gelirlerin tahsilatına yönelik esas ve usulleri kapsıyor.
Yönetmeliğe göre, bütçeye kaydedilecek gelirler, şunlardan oluşuyor: ''Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre gemi siciline tescil edilen ve 18 (dahil) gros tonun üzerinde olan her türlü deniz aracından gros ton başına her yıl alınacak Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen tutarlar, hava taşıt araçlarından yurt içi taşımaları için ayrıca alınacak yolcu başına bilet bedelinin binde beşinden ve taşınan yük için ton başına yılda alınacak Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen tutarlar, verilecek kredilerin faizleri ile banka faizleri, her türlü bağış, yardım ve diğer gelirler, 2872 sayılı Çevre Kanununa göre verilecek para cezaları.'' Çevre Kirliliğinin önlenmesine yönelik giderler de şöyle: ''Çevre kirliliğini önleyici araştırma faaliyetleri ile ilgili giderler -Çevrenin temizlenmesi ve kirliliğin önlenmesi için yapılacak tesis ve faaliyetlerle ilgili giderler, -Çevre kirliliğinin giderilmesi ve önlenmesi ile ilgili teknoloji ve projelerin satın alınmasına ilişkin giderler, -Çevre kirliliğini izleyici, önleyici, iyileştirici faaliyetler ile yangın kontrolünde kullanılacak olan araç ve gereçlerin satın alma bedelleri, -Çevre kirliliğini önlemeye yönelik ağaçlandırma faaliyetleri ile ilgili giderler, -Atık su arıtma, katı atık düzenli depolama, bertaraf ve geri kazanım tesislerinin projelendirilmelerine ve yapımına ilişkin yardımlar ile krediler.''
-KREDİ VE YARDIMLAR-
Yönetmeliğe göre, İnceleme Komisyonu'nca uygun bulunan ve Bakan tarafından onaylanan, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerine ait atık su arıtma, katı atık düzenli depolama, bertaraf ve geri kazanım tesislerinin projelendirilmesi ve yapımı için sözleşme hükümleri doğrultusunda proje bedelinin yüzde 45'ine kadar karşılıksız yardım verilebilecek. Atık su arıtma, katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri ile çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesine yönelik faaliyet ve tesislerin projelendirilmesi ve yapımı için gerçek ve tüzel kişilere sözleşme hükümleri doğrultusunda proje bedelinin yüzde 45 ine kadar defaten veya dilimler halinde kredi verilebilecek. Atık su arıtma, katı atık bertaraf ve geri kazanım tesislerinin projelendirilmesi ve yapımı için verilecek kredinin vadesi en çok on yıl olup, üç yıla kadar ödemesiz devre tanınabilecek. Geri ödeme, ödemesiz devreyi takip eden yıldan başlamak üzere yıllık eşit taksitler halinde yapılacak. Çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesine yönelik diğer faaliyet ve tesislerin projelendirilmesi ve yapımı için verilecek kredinin vadesi ise en çok beş yıl olup, iki yıla kadar ödemesiz devre tanınabilecek. Geri ödeme, ödemesiz devreyi takip eden yıldan başlamak üzere yıllık eşit taksitler halinde yapılır. Kredi faizleri, her yıl ocak ayında, o yılın uygulanmakta olan zirai kredi faizi oranları esas alınarak, bölge ve sektör farkı gözetilerek Bakanlıkça tespit ve ilan edilecek. İnşaatla ilgili olarak düzenlenecek keşiflerde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca, ağaçlandırma ile ilgili olarak düzenlenecek keşiflerde Bakanlıkça, tespit edilen birim fiyatlar esas alınacak.
Tarih: 14/8/2008

Gıda harcaması 2.7 kat arttı
1987'de 85.3 milyar $'lık milli gelirin 24 milyar $'ını, geçen yıl 298.3 milyar $'ın 65.6 milyar $'ını gıdaya harcadık. Krizde gıda harcamaları düştü. Ortalama harcama 731 $ oldu.
Türkiye'nin son 20 yılı krizlerle geçti. Batan bankalar, aracı kurumlar, çöken borsa, yükselen dolar ve faizler kimilerini zengin etti, kimilerini bir günde iflas ettirdi. Ancak tüm bu olumsuzluklardan en az etkilenen harcama hiç kuşkusuz ihtiyaçlar hiyerarşisinin en altında bulunan gıda ve içecek. Türkiye'de de tüm dünyada olduğu gibi ekonominin refah dönemlerinde artan tüketim harcamaları krizlerin olduğu yıllarda düşüyor. Eski adı Devlet İstatistik Enstitüsü, yeni adıyla Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı 1987 bazlı milli gelir istatistikleri bu yöndeki gelişmeyi rakamlarıyla açık açık ortaya koyuyor. Cari fiyatlarla açıklanan gayri safi milli hasıla (GSMH) verilerini dolara çevirerek yapılan hesaplamaya göre Türkiye'de son 17 yıllık zaman diliminde milli gelir 3.5 kat arttı. 1987 yılında 85.3 milyar dolar olan GSMH, aradan geçen 17 yılda 300 milyar dolara yaklaştı.
GELİRDEN YAVAŞ BÜYÜDÜ
Milli gelire harcamalar cephesinden bakıldığında ise gıda harcamalarının 17 yılda milli gelirden daha düşük bir performansla 2.7 kat arttığı gözlendi. Bu verilere göre Türkiye, 1987 yılında yarattığı 85.3 milyar dolarlık milli gelirinin 24 milyar dolarını gıda için harcadı. İlerleyen yıllarda gıda harcamaları düzenli sayılabilecek şekilde arttı. Geçen yıl ise tepe noktasına ulaştı: Türkiye'de 298.3 milyar dolar olarak hesaplanan GSMH'nin 65.6 milyar doları gıdaya harcandı. Ancak rakamlar düzenli artış eğiliminin kriz dönemlerinde özellikle 1994 ve 2001 krizlerinde sekteye uğradığını gösteriyor. Kriz tüketicinin diğer harcamalarda olduğu gibi boğazından da kıstığını söylüyor. 1994 krizinden bir yıl önce 46 milyar dolarlık gıda harcaması yapan tüketicilerin harcamaları, krizde 33 milyar dolara kadar geriledi. 2000 yılında ise 51.9 milyar dolar gıda harcaması yapan tüketici, krizin yaşandığı 2001'de boğazından kısarak harcamalarını 37.7 milyar dolara kadar düşürdü. Yine TÜİK verilerinden yararlanarak bu hesabı kişi başına ortalama harcama düzeyine çevirdiğimizde şu sonuçlar ortaya çıktı:
* Son17 yılda kişi başına düşen milli gelir 2.6 kat artarak bin 623 dolardan 4 bin 172 dolara yükseldi.
* Söz konusu dönemde kişi başına düşen gıda harcamalarındaki artış ise 2 katta kaldı. 1987 yılında bir tüketicinin gıda için harcadığı tutar 457 dolarken, rakam, 2004 sonu itibariyle 914 dolara yükselerek rekor kırdı.
* 1990 yılından bu yana zig zaglar çizmesine karşın ortalama 731 dolar oldu. İşin ilgici; gıda harcamalarının 1990-1999 arasındaki yıllarla 2000-2004 yılları arasında hemen hemen aynı olması. Hatta 1990'lı yıllarda küçük de olsa daha fazla artması. 1990'larda 734 dolar olan ortalama gıda harcaması 2000-2004 arasında 726 dolar olarak hesaplandı.
* Harcamalar tıpkı milli gelir rakamlarında olduğu gibi doğal olarak kriz dönemlerinde dibe vurdu. Ancak ilginç bir şekilde Türkiye'nin son iki büyük krizinde, yani 1994 ve 2001 krizlerinde, kişi başına gıda tüketimi 770 dolar düzeyinde 550 dolarlara kadar geriledi. Biraz daha açacak olursak; 1993'te 772 dolar olan ortalama gıda harcaması, 1994 krizinin yaşandığı yıl 553 dolara geriledi. Sonraki yıl ise tekrar eski düzeyine geldi.
2001'DE 550 DOLARLIK YEDİK
2001 krizinde de rakamlar neredeyse aynı. Kriz öncesi olan 2000 yılında 769 dolar olan ortalama gıda harcaması, 2001 yılında 550 dolara düştü. Sonraki yılda ise tekrar yükselişe geçerek hızla arttı.
* Son 17 yılda en yüksek kişi başına düşen gıda harcaması geçen yıl yapıldı. Bu artışta ekonomide kriz sonrası yakalanan olumlu performansın yarattığı rahatlamanın yanında dolar kurunun düşmesi de önemli rol oynadı. Ancak yine de 2004 yılı Türkiye'de kişi başına düşen gıda harcamalarının ilk kez 900 dolar sınırını aşarak 914 dolardan tamamlamasını sağladı. Bundan önceki en yüksek düzey 863 dolarla 1998 yılı oldu. En az gıda harcaması ortalama 419 dolarla 1988 yılında yapıldı.
TARIK YILMAZ
Aylık gıda harcaması 76 dolar oldu
MİLLİ gelir verilerine göre Türkiye'de bir kişinin ortalama gıda harcaması 76 dolar. 1980'li yıllarda ise bu rakam 38-43 dolar arasındaydı. 1990'larda bu rakam 60 dolara yükseldi. Ancak kriz yılı olan 1994'te rakam 46 dolara kadar düştü. 1998'de 72 dolarla tepe noktasına ulaştıktan sonra düşüşe geçen aylık kişi başına düşen gıda harcaması 2001 krizinde 46 dolara kadar geriledi. Kriz sonrası ise toparlanan harcamalar son olarak geçen yıl 76 dolarla rekor kırdı. Artan harcamalar, değişen tüketim kalıpları ve büyük nüfus gıda ve perakende sektörünü cazip kılan en önemli faktör.
Tarih: 14/8/2008

Veterinerlik Sektörü
Türkiye'de uygulanmaya başlanan ilk eşleştirme projesi olan 'Türkiye'nin Veterinerlik Sektöründe Mevzuat Uyumuna Destek'' projesi, 12 Temmuz'da tamamlandı. 8 Aralık 2003'te uygulanmaya başlanan projeyi, Alman Tüketicinin Korunması, Gıda ve Tarım Federal Bakanlığı ile Türk Tarım ve Köyişleri Bakanlıkları ortak olarak gerçekleştirdi. Proje, ilgili AB veterinerlik mevzuatı standartlarına uyum sağlamada ve hayvan sağlığı, veterinerlik halk sağlığı ve hayvan refahı alanlarındaki faaliyetlerde Türk Tarım Bakanlığı'nı desteklemeyi amaçladı.
Uygulama sürecinde, Türkiye'de sadece mevzuat uyum çalışmaları yürütülmedi. Aynı zamanda, hayvan hastalıkları kontrol stratejisi belgesi, ulusal acil durum planları ve Şap, Keçi ve Koyun Çiçeği, Bruselloz ve Tüberküloz gibi bazı hastalıkların yok edilmesi programları da hazırlandı.
Projeden, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve özellikle Hayvan Sağlığı, Hayvan Hareketleri ve Karantina ve Halk Sağlığı Daire Başkanlıkları ile Veterinerlik Kontrol ve Araştırma Enstitüleri yararlandı. Programın uygulanmasından ve ihale sürecinin bütün işlemlerinden Merkezi Finans ve İhale Birimi sorumluydu.
Hedeflenen ve ulaşılan sonuçlar
Üçüncü ülkelerden ithalat ile ilgili politika, organizasyon ve sorumlulukların tanımlandığı ve gelecekteki Sınır Kontrol Noktaları'nın (SKN) belirlendiği bir 'SKN'ler master planı geliştirildi.
Türk veterinerlik hizmetlerinin görevlerini ve sorumluluklarını açıklamak, hizmetlerin yapısı ve işlevlerini tartışmak amacıyla insan kaynakları konusuna yönelik bir atölye çalışması düzenlendi. Laboratuarlarda, akreditasyon dahil olmak üzere, AB standartlarının ve yeni analiz yöntemlerinin uygulanmasına yönelik yoğun eğitim çalışmaları ve inceleme gezileri gerçekleştirildi.
Bakanlığın epidemiyolojik gözetim faaliyetlerini yürütebilmesi ve hastalıkları yok etme programları oluşturmasına destek olmak amacıyla epidemiyoloji* ile ilgili atölye çalışmaları yapıldı. Denetçilerin Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi (HACCP)'nin uygulanması ve kontrolü üzerine eğitiminin yanı sıra diğer hijyen sistemlerinin uygulanması ve denetimi ile İyi Üretim Teknikleri'nin gözetim ve uygulanması konularında da eğitimler verildi.
Sonuç itibarıyla, Türkiye'de veterinerlik hizmetlerinin, özel olarak seçilen hayvan refahı etkinlikleri de dahil, AB ile uyumlu hayvan sağlığı ve veterinerlik halk sağlığı denetim tedbirlerini uygulama alanlarındaki yeteneğinde iyileşme sağlandı.
*Epidemiyoloji, sağlıklı birey ve toplumlara ulaşmak amacı ile toplumlarda sağlık ve hastalık durumlarının kişi, yer ve zaman içindeki sıklık ve dağılımını incelemek; hastalıkların olası nedenlerini araştırmak; hastalıklardan korunmada kullanılabilecek müdahale tiplerini ve etkilerini incelemek ve sağlık hizmetlerini değerlendirmek amacı ile yapılan araştırmalarda kullanılan yöntem bilimdir.
Tarih: 14/8/2008

AB, sofralarımızı değiştirecek
Avrupa Birliği müzakere süreci, gıda ve perakende sektöründe ürünün içeriğinden, satış noktasına kadar her aşamanın kayıt altına alınmasını şart koşuyor.
Avrupa Birliği müzakere sürecinde Türkiye'yi en çok zorlayacak konu, tarım ve gıda güvenliği. Gıda ve perakendede ana başlıklar ürün kalite standartları, tüketici hakları, lokasyon, raf yerleşimi ve kayıtdışılık olacak. Özellikle ürün güvenliği ve tüketici hakları konusunda üreticilerle satıcıların birlikte çalışmaları da kaçınılmaz olacak. Gıda sektöründe yaklaşık 30 bin üretici firmanın olduğu ve bunların yarısının kayıtdışı çalıştığı gözönüne alındığında, sektörün yapısı da bu süreç içinde çok hızlı olmasa da önemli ölçüde değişecek. AB'nin gıdada getirdiği en önemli değişiklik, tarımsal gıda işletmelerinin AB hijyen koşullarına uygun hale getirilmesi olacak.
YASA UYUMLU DEĞİL
Yıllarca kanun hükmünde kararname ile yönetilen, ancak 5.6.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5179 sayılı Gıda Yasası bu durumda yetersiz kalacak. Çünkü AB 2005 İlerleme Raporu'ndaki en önemli maddelerden birine göre Gıda Yasası AB Müktesebatına uygun değil. Gıda ve perakende sektöründe yaşanacak en büyük değişiklik de yönetmeliği geçtiğimiz aylarda çıkan ancak yürürlüğe girmesi için geçiş süreci tanınan açıkta gıda maddesi satışına getirilen yasak oldu. Buna göre, pazarlarda açıkta peynir, zeytin, salça, yağ, yoğurt satılamayacak. Çünkü satışa sunulan her ürünün etiketinde nerede üretildiğinden üretim izni olup olmadığına ve son kullanma tarihine kadar pekçok bilginin yazılması zorunlu olacak. Bu da ambalajı zorunlu kılacak.
Etin de kimliği olacak
* Hayvan yemine konan vitaminlere sınırlama geliyor, önce sayısı azaltılacak, 2012'den itibaren kaldırılacak. Antiboyatiklerin yerini özel yemler alacak.
* Açıkta kıyma satışı yasak. Çünkü AB standartlarına göre etlerin hangi bölgede yetişmiş ve hangi tür hayvana ait olduğunun etiketin üzerinde yazması gerekecek. Bir şikayet olduğunda geriye dönük izleme olacak. Böylece kıymaya sakatat karıştırarak haksız kazanç elde edilmesi ve beyaz et-kırmızı et karışımı nedeniyle bakteri üremesinin de önüne geçilecek.
* Ahırdan sofraya gıda güvenliği kapsamında veteriner teşkilatları ayrı bir örgütlenme modeliyle örgütlenecek. Böylece hayvan hastalıklarında daha hızlı kontrol yapılabilecek.
* Balıkçı tekneleri, hijyen kurallarına uygun olacak. Seyyar balıkçı tezgahları kapanarak satış soğutuculu tezg ahlarda yapılacak.
* Şu anda sadece büyük marketlerin uyguladığı yumurtanın soğuk havada saklanması uygulaması yaygınlaştığında, sepet içinde açıkta yumurta satışı da yapılamayacak.
Ab Süreci Neleri Değiştirecek?
* Son kullanma tarihi geçen, imalat hatası bulunan gıda maddeleri satış bölümünden ayrı tutulup, uygun işaretleme yapılacak ve satışa sunulmasını engelleyecek önlemler alınacak.
* Kırmızı et, beyaz et, sakatat ve balık gibi gıdalar birbirinden ve diğer gıda maddelerinden ayrı olarak satışa sunulacak. Aydınlatmalar gıdaların doğal rengini değiştirmeyecek.
* Okul, fabrika, hastane gibi yerlerde üretilerek toplu tüketime sunulan yemeklerin her çeşidinden alınan örnek, 72 saat uygun koşullarda saklanacak.
* Gıda ve gıda ile temasta bulunan maddeleri üreten işyerleri, mevzuatta öngörülen teknik ve hijyenik şartları taşıyacak.
* Gıda satış yerleri ile toplu tüketim yerlerinde, akvaryum canlısı hariç hayvan olmayacak.
* Muayene ve analiz raporları, kontrol ve denetim raporları, tetkik değerlendirme sonuçları olumsuz bulunursa, işyeri sahibi, yasal temsilci ve sorumlu yönetici hakkında yasal işlem yapılacak. Gıda güvenliği ve halk sağlığı açısından uygun olmayan gıda ve gıdayla temasta bulunan maddeler imha edilecek.
* Gıdalarla taşınması ihtimali olan hastalığı bulunan veya bu hastalıkları taşıyan kişilerin, gıda ile teması engellenecek.
En tehlikeli ürün aflatoksinli gıdalar
ÖZELLİKLE pul biber ve kuru incirde ihracattan geri dönen ürünlerle sık sık gündeme gelen, ancak kurutulmuş tüm gıdalar için bir tehdit oluşturan aflatoksin (bir tür küf) de son yıllarda en çok gündeme gelen sorun oldu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı Bursa Gıda Kontrol ve Merkez Araştırma Enstitüsü müdürü Şeref Tepe, halk sağlığı açısından önemli risk oluşturan baharatların fazla ele alınmadığını söyleyerek, "Türkiye'nin gıda alanında en önemli sorunu, bence baharatlardır" dedi. Tepe, baharatların mikroorganizma yükü fazla olan ürünler olduğunu, özellikle kırmızı pul biberde daha fazla mikroorganizma bulunduğunu kaydetti.
Tarım ilacı kalıntısı ihracatı aksattı
ÖNEMLİ yaş meyve-sebze ihracatçısı ülkelerden olan Türkiye, 2000'li yıllarda özellikle kalıntı yüzünden ihracat kapısından dönen ürünlerle boğuştu. 2002'de limitin üzerinde tarım ilacı kalıntısı bulunarak Avrupa kapısından geri dönen yeşil biberlerden sonra 2003 yılında da sultani üzümde sıkıntı yaşandı. Bu gelişmeler, Avrupalı market zincirlerinin uyguladığı "İyi Tarım Uygulamaları-Eurepgap" standartlarının Türkiye'de de gündeme gelmesine neden oldu. Şimdi Türkiye'de de bu standardın uygulanması konusunda çalışmalar yapılıyor. Eurepgap standardı ile, üreticinin ürünlerin üretim yerinden son tüketiciye kadar olan zincirin incelenmesine olanak sağlayacak kayıtları tutmaları ve bunları yıl saklamaları isteniyor. Ayrıca bu standart kapsamında tarımsal ilaç ruhsatları gözden geçiriliyor, insan sağlığına yüksek dozajda etki eden ilaçların kullanımı engelleniyor.
Tarih: 14/8/2008

Sağlıklı beslenmenin yolu doğal ürünlerden geçiyor
Sağlıklı beslenme bilinci her geçen gün gelişiyor. Artık marketlere, manavlara gidildiğinde şekilsiz, renksiz sebze, meyve almak yerine, organik tarımın sofraları tekrar şenlendiren doğal ürünleri tercih ediliyor. Üretimlerinde kimyasal girdi kullanılmayan bu ürünlerin, tüketime kadar her aşamasının kontrolü yapılıyor ve tüm bu aşamalar sertifikalanıyor. Titizlikle üretilen organik gıdalar da özellikle son zamanlarda hak ettiği ilgiyi görüyor.
Ocakta pişen yemekten, kahvaltı soframızdaki her türlü yiyeceğe kadar hepsinin doğal olmasına özen gösteriyoruz. Sıkça duyulan kanser ve benzeri hastalıklar da bu talebin en önemli sebeplerinden biri. Bilindiği gibi kanser hastalığının sebeplerinden yüzde 80'ini tükettiğimiz gıda maddeleri, yüzde 20'sini ise çevre kirliliği oluşturuyor. Tüketilen gıda maddelerinin doğal, katkısız, kimyasal veya yapay hiçbir madde ve koruyucu içermemesi, insan sağlığı açısından çok önemli bir etken. Bilinçli tüketicinin bu önemli gereksinimlerini karşılamak da gıda sektörüne düşüyor. Ülkemizde de organik tarım, katkısız, doğal ürünler konularında farklı alanlarda farklı çalışmalar yapılıyor.
Kilis'te organik üretim
Organik tarıma yönelik çalışmalara Türkiye'nin pek çok yerinde rastlamak mümkün. Bu illerden biri de Kilis. 20 yıldır meyan kökü üretimi ve paketlemesi konusunda faaliyet gösteren Ra-Ma Bayrakdar Meyan Kökü, Kilis'te organik üretim yapmaya hazırlanıyor. 2006 yılının ikinci yarısında tam olarak faaliyete geçecek olan tesiste şifalı bitkiler üzerine faaliyet gösterilecek. Nane, ıhlamur, tarçın, zencefil ve kekik gibi çeşitli baharatların karışımlarından oluşan yeni ürünler piyasaya sürülecek.
Firmanın hedefi piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda üretim gerçekleştirip özellikle insanın strese girmesini engelleyen, kan basıncını düşüren meyanı tanımayan toplumlara meyanı tanıtmak. Meyan kökü dünya üzerinde birçok kabile tarafından ülser, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı doğal ilaç olarak kullanılıyor.
Firma daha önce Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan üretim tesislerini Kilis'e taşıyor. Şirket sahibi Muhammed Bayrakdar, Kilis'e yatırım yapmalarının nedenini topraklarının verimli olması olarak açıklıyor. Ayrıca Kilis'in teşvik alan bir il olduğunu da ekleyen Bayrakdar, yeni tesislerinde yıllık 2 bin 150 m/ton olan meyan kökü üretim kapasitelerini artırarak kuru sebze üretimine başlayacaklarını belirtiyor. Avrupa standartlarında üretim yapabilmek için gereken şartları sağlayamaya yönelik çalışmalar gerçekleştiren firma üretimlerinin yüzde 10'unu Arap ülkelerine ihraç ediyor. Şuan sadece Arap ülkelerine ihracat yapan firma, Batı Avrupa, Amerika ve Japonya'ya da ihracat yapmayı hedefliyor. Muhammed Bayrakdar, Irak'a ihracat yapılması konusunda ise önemli bir sorunun altını çiziyor ve "Meyanı tanıyan Irak, bizim için iyi bir pazar ama önce güvenlik sorunun aşılması gerekiyor" diye konuşuyor.
Zeytinde "çevreci" üretim
1986 senesinde kurulan Fat Tarım Limited, 1999 yılına kadar zeytin ticaretinde faaliyet gösterirken, daha sonra bu konudaki tecrübelerini üretici olarak değerlendirmek istiyor. Bu amaçla Manisa'da bir tesis kuran şirketin yılda 6 bin ton üretim kapasitesi mevcut. Fabrikanın en önemli özelliklerinden biri "Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi"ne sahip olması. Firma kendini zeytin üretiminde, az sayıdaki çevreci tesislerden biri olarak tanıtıyor. Zeytinin dalından sofraya gelene kadarki tüm aşamalarının gıda ve ziraat mühendislerinden kurulu bir ekiple kontrol edildiğini belirten firma yetkilileri, tüm üretim aşamalarının kanuni ve vicdani tüm kurallara uyduğunu belirtiyor. Şirketin ISO:9001 2000 KYS Belgesi'ne sahip olması da üretimin her aşamasının kayıt altında tutulduğunun bir göstergesi.
İç pazarda ürünlerini pazarlayan firma, ülkenin önde gelen birçok firmasına da kendi ürettikleri ürünlerin içersinde kullanmak üzere bazı zeytin türevlerini tedarikçi olarak sağlıyor. Özellikle firmanın ana ürünü olan yeşil zeytin çeşitleri ile bu yıl dış pazarda da aktif hale gelmeyi hedefleyen firma yetkilileri, Türk zeytinciliğinin örgütlenemeyişinden kaynaklanan bir çok üretim ve pazarlama sorunu yaşadığını belirtiyor.
Özellikle dış pazarda, Türk zeytini olarak olması gereken konumda olmadıklarını belirten yetkililer, Türk zeytin sektörünün dünya pazarında hak ettiği konuma gelmesi için her türlü çalışmayı desteklediklerini belirtiyor.
TÜRKİYE'DE ORGANİK TARIM
Ülkemizde organik tarım çalışmaları 1984 yılına dayanıyor. Dünyada 70'lerde başlamış olan bu çalışmalar Türkiye'de ilk olarak incir, kuru üzüm, kuru kayısı ve fındık üretiminde kendini gösteriyor. 1992 yılında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği kurularak bu alandaki çalışmalar daha da yoğunlaştırılıyor. 1994'te bitkisel ve hayvansal tarım ürünlerinin ekolojik metodlarla üretilmesine ilişkin yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle, Avrupa standartlarında üretim amaçlanıyor. Türkiye'de üretilen organik ürün çeşidi 1990'da 8 olarak gözükürken, 1999 yılında bu miktar 92'ye ulaşıyor. İhracat, Almanya, İngiltere, ABD, Kanada ve Japonya'ya yapılıyor. İhraç edilen organik ürünlerin büyük bir kısmını kuru ve kurutulmuş ürünler oluşturuyor.
HORMON NEDEN KULLANILIYOR?
Hormonlu sebze ve meyvelerin henüz kesin olarak kanıtlanmamış sonuçları bulunuyor. Tıp çevrelerindeki yaygın görüşe göre bu etkilerin en başta geleni hormonlu bitki ve etlerin, sürekli tüketildiğinde vücuttaki hormon dengesini bozması. Ayrıca bu ürünlerin şişme ve yağlanma gibi etkileri görülüyor. Saç dökülmesi gibi günlük yaşamımızı olumsuz yönden etkileyen sonuçları da oluşurken, hücrelerin zayıflayarak kanser hastalıklarına karşı bağışıklığın azalması gibi şüpheler de bulunuyor. Peki tüm bu etkilere rağmen tarımda hormon kullanımı neden tercih ediliyor? Bu sebeplerin başında artan nüfus nedeniyle, ihtiyaçların en kısa sürede, en çok verim alınacak şekilde karşılanması gerekliliği geliyor. Bu sebeplerin başında ürünlerin dayanıklılıklarının arttırılması geliyor. Hormon kullanımıyla meyve ve sebzelerin soğuğa, hastalık ve zararlılara dayanıklılığı artıyor. Ayrıca hormon meyveyi irileştiriyor ve saklama süresini uzatıyor.
Tarih: 14/8/2008

Gıda sektörünün rekabet gücü artıyor
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na göre:
Gıda sanayinde son 20 yılda büyük yatırımlar ve çoğunlukla yabancılarla şirket birleşmeleri gerçekleşirken, ürünlerde kalite konusu ve tüketici tercihleri ön plana çıktı.
Sanayi Bakanlığı yetkilileri, gıda sektöründeki teknolojik gelişimin olumlu olduğunu vurgularken; finansman, kaliteli hammadde yetersizliği ve atıl kapasite sorunlarına dikkat çektiler.
Gıda sektöründe son 20 yılda yaşanan gelişmeleri değerlendiren Sanayi ve Ticaret Bakanlığı uzmanları sektörde büyük yatırımlar gerçekleştiğini ve özellikle yabancılarla şirket birleşmeleri yaşandığını hatırlatarak sektörün iç ve dış pazarda rekabet şansının arttığını vurguladılar.
Yetkililerin sektördeki gelişmeler konusundaki tespitleri şu şekilde: "Organik tarımla ilgili yönetmelik çıkarıldı ve üretimde artış sağlandı. Ambalaj alanında yeterli olmamakla birlikte önemli gelişmeler kaydedildi. Üreticiler bilgi ve teknoloji alanına ilgi duymaya başladılar. İthalat yoluyla güncel teknolojiyle tanışıldı ancak yerli makine ve ekipman üreticileri bu teknolojileri henüz özümseyemediler. Tohumculuk sektörü özelleştirildi. Gerekli yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen etkin bir gıda denetimi yapılamadı."
Bakanlık uzmanlarına göre gıda sanayinde Türkiye'nin güçlü ve zayıf yanları, tehdit ve fırsatları şöyle:
Gıdada görünüm
Güçlü yanlar:
* Biyoteknolojik çalışmalara kaynak oluşturabilecek güçlü gen potansiyeli
* Geniş alanlarda ve farklı iklim koşullarında organik tarım potansiyeli
* Ekolojik koşulların çeşitliliği
* Yeniliklere açık genç nüfusun varlığı
* Pek çok yeni teknolojinin transfer edilmesi
* Endemik, tıbbi ve aromatik bitki türü zenginliği
* Kurumsal yapıların varlığı
Zayıf yanlar:
* Arazilerin parçalı ve işletmelerin küçük ölçekli oluşu
* Sektörde çalışanların eğitim ve öğretim seviyelerinin düşüklüğü
* Sermaye yetersizliği ve bileşimindeki dengesizlik
* Örgütlenme yetersizliği
* Ürün bazında üretici örgütlerinin eksikliği ve mali yetersizliği
* Veri tabanı yetersizliği
* Gen kaynaklarının koruma altına alınmamış olması
* Dünyada üretimde söz sahibi ülkelerde pazar hakimiyeti oluşturulamaması
* Teknoloji kullanımında dışa bağımlılık
* Ar-Ge yeteneğinin yetersizliği
* Etkin bir tarım ve gıda lobisinin olmaması
* Girdi kullanımındaki bilinçsizlik
Fırsatlar:
* AB ülkelerine ve yakın pazarlara tarım ve gıda ürünleri satabilme olanakları
* Nüfusumuzun beslenme zorunluluğu
* AB altıncı çerçeve programı
* Ekonomik olarak sulamaya açılabilecek arazi varlığı
* GAP Projesi ve bölgesel kalkınma projelerinin varlığı
* Uluslar arası ticaretin serbestleştirilmesi
* Teknolojiden geçmemiş ürün payının yüksekliği
* Tüketici bilincinin gelişiyor olması
* Sektörde bilişim ve mobilişim teknolojilerinin gerçekleşmesi
* Özel sektör, kamu ve üniversite arasında daha etkin bir koordinasyon
* Sürdürülebilir çevre, tarım, gıda, su ürünleri ve ormancılık yönetimi bakımından
* Uluslararası sözleşmelerle taahhütlere girilmiş olunması
Tehditler
* Jeopolitik konum
* Uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi
* Teknolojiden geçmemiş ürün payının yüksekliği
* Kırsal kesimden şehre plansız göç.
* Alıcı ortamlarda oluşan kirlilik.
* İklim değişikliği ve kuraklıklar
* Sektörde risklerin yüksek olması
* Tarım topraklarının amaç dışı kullanımı ve toprak erozyonu
Tarih: 19/6/2006

|
|